“Etiği Yeniden Merkeze Alalım”
Her yıl ekim ayının üçüncü çarşamba günlerinde kutlanan Dünya Etik Günü bu yıl yeni bir sloganla yola çıkıyor. Dünya Etik Günü 2026 için belirlenen “Etiği Yeniden Merkeze Alalım (Re-centering Ethics)” sloganıyla etik değerlerin yaşamla buluşmasının artan önemi vurgulanıyor.
Gerçekten, yaşadığımız dönemde güzel mavi gezegenimizin her köşesinde ve yaşamın her alanında ciddi boyutta bir değerler erozyonuyla karşı karşıya bulunuyoruz. Bireysel çıkarların ve kişisel kazanımların merkeze alındığı, diğer insanların haklarının, ihtiyaçlarının ve kırılganlıklarının hiç umursanmadığı, doğal varlıkların tahribinin olağan, hatta gerekli görüldüğü bir yaşam anlayışı giderek dünyamızı daha çok sarıyor. Vicdanların kapıları örtüldükçe, iyi ve doğru yerini kötü ve yanlışa terk ediyor. Etik değerleri yaşamla buluşturmaya yönelen insan eylemlerini erdemli bir davranış olarak değil, bir zafiyet olarak görenler giderek çoğalıyor.
Dahası insanlığın savaşlardan, yıkımlardan, yoksulluklardan geçerek öğrendiği dersler de unutulmaya yüz tuttu. Geçmişteki facialardan elde edilen deneyimlerle oluşturulan ve insanlık adına değer korumayı hedefleyen uluslararası kurumlar ve kurallar giderek etkilerini yitiriyor. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi gibi, insanlığın üzerinde uzlaştığı bir metin bile modası geçmiş sayılabiliyor. Uluslararası yasaların çiğnenmesi herhangi bir yaptırımla karşılaşmadığı gibi, bunu yapanlar hesap vermeyi hiç akıllarına getirmiyorlar.
Bu çerçeve içinde, tarım ve gıda sistemlerinde de insan değerleri açısından büyük bir çölleşme yaşanıyor. Etkileri giderek artan iklim değişikliği, doğal varlıkların acımasızca tahribi ve yaşanan jeopolitik çatışmalar, yapısı gereği zaten dayanıklı olmayan tarım ve gıda sistemlerini zorluyor. Bununla birlikte tarım ve gıda sistemlerinde yaşanan etik sorunların temelinde 1980’lerin ortalarında başlayan ve artık iyice kökleşen neoliberal küresel gıda rejimi yatıyor.
Günümüzde ulusötesi dev şirketler; tohumlukları, damızlıkları, kimyasal girdileri, gıda ticaretini ve hatta tarımsal bilgiyi büyük ölçüde kontrol ediyorlar. Böylece; ulusların gıda egemenliği yok olmaya başlıyor, emek hızla değer kaybediyor, eşitsizlikler derinleşiyor, aile çiftçiliği sahne dışına itiliyor ve tarım doğal özünden koparılıyor.
Öte yandan ortaçağda kaldığını düşündüğümüz, gıdayı savaş aracı olarak kullanmak gibi ilkel eylemlerin çağdaş sürümleri karşımıza çıkıyor. Tedarik zincirleri çatışmaların hedefi oluyor; gıda ambargoları insanlığın gözleri önünde yaşanıyor.
Belki de tüm bunların nedeni gelişen teknolojinin henüz etik değerlerle yeterince buluşmamış olmasıdır. Teknolojik gelişmeler insanlık için yeni bir dünya kurarken nimetlerin ve külfetlerin adilce paylaşılmadığı, yoksulların daha yoksul, varsılların daha varsıl olduğu bir dünya düzeninin, yani kimilerini geride bırakan bir sistemin inşa edilmekte olduğunu görüyoruz.
Tarım ve Gıda Etiği Derneği (TARGET) olarak, Dünya Etik Gününün “etiği yeniden merkeze alalım” çağrısını bu nedenlerle çok değerli buluyoruz. Tarım ve gıda sistemlerinde; insan haklarını ve onurunu koruyan, toplum düzeyinde adalet, kapsayıcılık ve dayanışmayı önceleyen ve doğaya saygıyı temel alan bir dönüşümün ancak etik değerleri yaşamla buluşturmakla sağlanabileceğine inanıyoruz.
Tarım ve Gıda Etiği Derneği (TARGET)
Yönetim Kurulu